Bursa’da belediye başkan vekilliği seçimi, kağıt üzerinde bakıldığında tartışmaya kapalı bir süreçti.
Meclis çoğunluğu vardı, oylama yapıldı ve sonuç alındı.
Yani her şey “hukuka uygundu.”
Ama mesele zaten burada başlıyor.
Çünkü bazen bir sürecin hukuka uygun olması, o sürecin tartışılmayacağı anlamına gelmez.
Hatta tam tersine…
Bazı soruların cevabı kanun maddelerinde değil, vicdanlardadır.
Ve Bursa’da yaşananlar tam da böyle bir sorgulamaya kapı açtı:
Her şey hukuka uygun olabilir…
Peki ya vicdana da uygun mu?
…
Bursa’da belediye başkan vekilliği seçimi, sonucu büyük ölçüde önceden belli olan bir oylamaydı.
Ancak süreçte yaşananlar, sonucu gölgede bırakarak tartışmaları beraberinde getirdi.
AK Parti’nin meclis çoğunluğu nedeniyle sürpriz yaşanmadı.
Yapılan oylamada AK Parti adayı Şahin Biba, ittifak grubundan aldığı 61 oyla Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili seçildi.
Fakat asıl mesele sonuç değil, sürecin nasıl yönetildiğiydi.
Ve seçim günü yaşananlar, “şeffaflık” ve “katılım” açısından ciddi soru işaretleri doğurdu.
…
Sabah saatlerinde, işimiz gereği gelişmeleri yerinde takip etmek ve Bursalılara aktarmak için belediye binası önündeydik.
Güvenlik kontrolünden sonra ön kapıya yönlendirildik. Burası, daha önce toplantılarda giriş yaptığımız bildik kapıydı.
Ancak yaklaşık 10-15 dakika bekletildikten sonra bu kez “arka kapıdan girmeniz gerekiyor” denildi.
Toplu halde arka tarafa yöneldik.
Fakat yönlendirildiğimiz yer, meclis üyelerinin kullandığı kapalı otoparktı.
Ve daha oraya ulaşır ulaşmaz kendimizi arbedenin içinde bulduk.
Basının bırakın içeri girmesini, kapıya yaklaşması dahi mümkün değildi.
“Neden?” diye sorduğumuzda aldığımız yanıt ise kısaydı:
“Talimat böyle.”
Üstelik bu durumdan etkilenen sadece biz değildik.
Milletvekilleri, ilçe belediye başkanları, il ve ilçe yöneticileri…
Ve durumu protesto amacıyla meclisi terk ettikten sonra yeniden içeri alınmayan CHP’li meclis üyeleri…
Devamında tansiyon yükseldi, arbede yaşandı ve süreç Kent Meydanı’na uzanan bir protestoya dönüştü.
Kısacası; 9 Nisan’da seçim ve sonuçtan çok yöntem tartışıldı.
Seçim sonrası açıklama yapan Grup Başkanı ve Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, yaşananları “yer sıkıntısı” ile açıkladı. Ve CHP ile İYİ Partili meclis üyelerinin katılımı olsa dahi zaten sonucu değiştirmeyeceğini ifade etti ve bir yönüyle haklıydı da…
…
Yeni Başkan Vekili Şahin Biba’nın ise ilk mesajları “millet iradesi” ve “hukukun işleyişi” üzerineydi.
Bu kavramlar elbette kıymetli.
Ancak önemli olan, bu kavramların sadece söylenmesi değil; yaşanan süreçle örtüşmesidir.
Çünkü
Belediye binasının 4 tarafı polis bariyerleriyle çevrilmiş,
Basın içeri alınmamış,
Seçilmiş temsilciler kapı dışında kalmış,
Protesto edenler müdahaleyle karşılaşmıştı.
Ve böyle bir tabloda, sözler de sadece kelime israfı olarak kalıyor maalesef…
…
Kaldı ki bildiğimiz üzere belediye binaları halkındır.
Hatta bunu benimseyen bazı yöneticilerin kapıları kaldırdırdığında halkın gönlüne taht kurduğuna,
Benimsemeyenlerin ise o kapıların yüzüne kapandığına ne çok tanık olduk…
Hal böyleyken, halkın temsilcilerine ve basına kapılar kapatıldığında, kullanılan kavramlarda, meşruiyette; ister istemez tartışmaya açılacağı unutulmamalıdır…
…
Daha da önemlisi şu:
Bursa halkı, son yerel seçimde tercihini açık şekilde CHP’den ve Mustafa Bozbey’den yana kullandı.
Elbette hukuka saygımız büyük olduğu kadar,
Masumiyet karinesinin de ne kadar önemli olduğunun farkındayız.
Ve “Adaletin kestiği parmak acımaz”derken,
Ayrıca suçu adilane şekilde ispatlananın arkasında durulmayacağının netliğindeyiz de,
Ancak tüm bunlara rağmen;
Siyasette her şeyin sadece “hukuki” olması, “meşruiyet tartışmasını” ortadan kaldırmayacağı da muhakkak…
Peki bu süreçte farklı bir yol tercih edilebilir miydi?
Tabii ki!
Misal Bursa halkının sandıkta ortaya koyduğu iradeyle özdeş bir isim üzerinde uzlaşı sağlanabilir, süreç daha yumuşak yönetilebilirdi mesela;
Bu sayede;
Siyasi gerilim düşer,
Eleştiri zemini korunur,
Ve belki de bir sonraki seçim için daha güçlü bir toplumsal karşılık oluşurdu.
Zira mevcut durum kısa vadeli bir kazanım sağlarken; uzun vadede “irade tartışmasını” büyütecek gibi görünüyor.
…
Bu arada Şahin Biba’nın göreve başlar başlamaz, hatta sabah namazına müteakip gerçekleştirdiği esnaf ziyaretleri bugün sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.
Dahası, bu paylaşımın içeriğinde bir vatandaşın Biba’ya hitaben “Bursa artık gülecek” dediği de yer aldı.
İyi de, Biba Bursalıların siyaseten çok da tanımadığı bir isim değil mi?
Ve göreve gelişinin henüz üzerinden bir gün geçmişken, ortada somut bir icraat yokken, “Bursa’yı güldüreceğine” bu kadar erken inanılması ve bunun kamuoyuna sunulması sizce de dikkat çekici değil mi?
Üstelik bu görev, meclis çoğunluğunun tercihiyle verilmiş bir “vekâlet” görevi.
Bu kadar hızlı şekilde “başkanlık” algısının yerleşmesi, olası bir görev iadesi durumunda zorluk yaratmaz mı?
Yoksa böyle bir zorunluluk olmayacağından emin mi acaba?
…
Netice itibarıyla siyasette hiçbir şey kalıcı değildir.
Ne koltuklar, ne çoğunluklar…
Ama bir şey hep kalır:
Halkın hafızası.
Ve o hafıza, sadece sonuçları değil, süreçleri de yazar.
Unutulmamalıdır ki;
En son sözü her zaman halk söyler.
Ve evet…
Her şey hukuka uygun olabilir.
Meclis çoğunluğu sağlanmış, oylama yapılmış, karar alınmış olabilir.
Ama mesele hiçbir zaman sadece bu olmadı.
Çünkü demokrasi, sadece sayılardan ibaret değildir.
Millet iradesi, yalnızca meclis çoğunluğuna indirgenemez.
O irade; sandıkta ortaya çıkar, sokakta hissedilir, toplumun vicdanında karşılık bulur.
Eğer bir süreç;
kapalı kapılar ardında ilerliyor,
seçilmişler dışarıda bırakılıyor,
basın içeri alınmıyorsa…
Geriye tek bir soru kalır:
Hukuk tamam! Peki ya vicdani irade?





