Başlamadan söyleyelim:
Bu yazı; tespitlerin, kulis bilgilerinin ve gözlemlerin bir araya geldiği ve gündemin bereketinden ötürü her zamankilerden biraz uzun olabilir.
Ama asıl mesele şu:
Bizim neleri konuşmamız gerekirken, neyi konuşma durumunda kaldığımız…
…
Bu güzel ülkemde gündem hiç değişmiyor!
Yoksulluk artıyor, enflasyon cep yakıyor, geçim derdi her geçen gün büyüyor… ama biz hâlâ aynı şeyi konuşuyoruz: CHP.
Sanki memleketin tek meselesi buymuş gibi…
..
Dün 2026 yılı Mart ayı enflasyon rakamları açıklandı. Her ne kadar ENAG, TÜİK verilerinin yaklaşık iki katını hesaplasa da; TÜİK’e göre enflasyon Mart ayında yüzde 1,94, yıllık bazda ise yüzde 30,87 olduğunu açıkladı.
Vatandaş ise şaşkın.
Yemin billah ediyor; enflasyonun bu verilerin 6-7 katı olduğunu söylüyor.
Çünkü her gün tencereyi kaynatmak için markete umutla gittiğini, mevsim sebze ve meyvenin bile 100 liradan 200-300 liralara çıktığını anlatıyor.
Yalan mı?
Elbette değil!
Peki o halde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek “Gıda enflasyonu geçen yılın aynı ayına göre 4,8 puan iyileşerek yıllık yüzde 32,4 oldu” derken neye dayanarak bu kadar özgüvenle konuşabiliyor ki acaba!
“Keşke bir gün pazara, markete çıksa” diyeceğim ama… neyse.
Ve vatandaşa yansıyan enflasyon; cebini, cüzdanını, hatta aklını yakarken…
Maalesef sınırlarımızın hemen ötesi de adeta yangın yeri.
İran, ABD ve İsrail arasındaki savaş baltaları havada sallanmaya devam ederken; stratejik bir noktada bulunan ülkemizde insanlar, pazar çantasının dayanılmaz hafifliği kadar olmasa da yüreğindeki ağırlığın hafiflemesi için dua etmekten başka çare bulamıyor.
…
Ama tüm bunlara rağmen… iyi ki de CHP var!
Gündemi değiştiriyor, zihinleri başka tartışmalara yönlendiriyor.
Yoksa çarşı, pazar, işsizlik, savaş derken insan gerçekten kafayı yiyebilir…
…
Malum, geçen yıldan bu yana birçok CHP’li belediye; soruşturmalar, yargı süreçleri, itiraflar, iddialar ve tutuklamalar nedeniyle görevlerini sağlıklı şekilde yerine getirmekte zorlanıyor.
Bu açıdan bakınca,tüm bunlara ilaveten “görevi ihmal” gerekçesiyle de CİMER üzerinden bir şikâyet yazılabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan…
…
Süreç bu şekilde ilerlerken; Cumhuriyet Halk Partisinin tam da 31 Mart’taki yerel seçim zaferinin yıldönümünde, 47 yıl sonra gelen başarıyı gölgeleyen bir gelişme yaşandı Bursa’da…
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey,aile bireylerinin de aralarında bulunduğu 57 kişiyle birlikte, Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalara benzer iddialarla gözaltına alındı.
Dört günlük gözaltı ve sorgunun ardından; aralarında Bozbey’in de bulunduğu birçok kişi tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilirken, eşi ve kızı dahil 15 kişiye adli kontrol tedbirin uygulanması talep edildi.
…
ÖZGÜR ÖZEL BURSA’DA VE…
Tüm bu gelişmeler üzerine CHP Genel Başkanı Özgür Özel Bursa’ya geldi.
Konuşma yapacağını duyan vatandaşlar saatler öncesinden alanda toplanmaya başladı. Saatler ilerledikçe kalabalık gittikçe arttı. Öyle ki program sonrası yaşanan yoğunlukta trafik durma noktasına geldi, toplu taşıma durakları bile adeta kilitlendi.
Özel, konuşmasında sık sık halk iradesinin yok sayılmasına karşı duracaklarını vurguladı.
Bozbey’e AK Parti’ye geçmesi yönünde teklif yapıldığını, kabul etmediği için bu süreçle karşı karşıya kaldığı sözleri ise oldukça mühim iddialardı.
Buna karşılık bir AK Parti milletvekilinin sosyal medyadan yaptığı,
“Birileri de bu soruşturmalardan kurtulmak için Bozbey AK Parti’ye gelmek istedi ama AK Parti kabul etmedi iddiasında bulunabilir” şeklindeki paylaşım ise hem dikkat çekti hem de tartışma yarattı.
Zira adı “adalet” ile başlayan bir partinin, suç isnadı altındaki kişilerin sığındığı bir yer gibi ima edilmesi, başlı başına tartışmalı bir söylem değil miydi?
…
Özel’in dile getirdiği bu iddialar aslında Bursa kulislerinde uzun süredir konuşuluyordu.
Bozbey’e defalarca soruldu, yanıtı ise her seferinde aynıydı:
“Böyle bir pazarlık asla söz konusu değil.”
…
Özel ayrıca, hukuksuzluk olarak nitelendirdiği uygulamalara karşı mücadeleye devam edeceklerini belirtti.
CHP kulislerinde ise milletvekili istifalarından il ve ilçe yönetimlerine kadar uzanabilecek toplu adımların konuşulduğu ifade ediliyor.
Ayrıca “mutlak butlan” kararının seçim sürecine yakın bir dönemde alınarak muhalefeti zayıflatma ihtimali de kulislerde dile getirilen bir başka endişe…
…
AK PARTİLİ BELEDİYELER DE SORUŞTURMA GEÇİRİYOR, ANCAK…
Verilere göre 31 Mart 2024’ten bu yana 591 AK Partili, 321 CHP’li belediye hakkında inceleme ve soruşturma başlatıldı.
Ancak mesele sadece sayılar değil…
Asıl tartışma, bu süreçlerin nasıl yürütüldüğü ve kamuoyuna nasıl yansıdığı.
Bu noktada gazeteci-yazar Levent Gültekin’in şu sorusu dikkat çekiciydi:
“AK Partili bir belediye başkanının sabahın köründe, ailesiyle birlikte gözaltına alındığını neden duymuyoruz?”
Bu soru, Türkiye’de uzun süredir tartışılan “seçici adalet” algısının özeti gibiydi…
Geçmişte görevden alınan Melih Gökçek ve Kadir Topbaş örnekleri de bu tartışmanın merkezinde.
Soru basit ama cevabı…?
“Eğer suç yoksa neden görevden alındılar? Eğer suç varsa neden yargıya taşınmadı?”
Öte yandan tablo tek taraflı da değil.
AK Partili belediyelere yönelik soruşturmalar da var.
Örneğin Ahmet Sungur hakkında yürütülen rüşvet soruşturması kapsamında gözaltı ve tutuklama kararları verildi. Benzer şekilde farklı illerde çeşitli suçlamalarla yargı süreçleri işliyor.
Yani mesele “soruşturma var mı yok mu” değil;
hangi dosyanın nasıl yürütüldüğü meselesi.
Çünkü kamuoyunda oluşan algı net:
Muhalefet belediyelerinde operasyonlar daha görünür, daha sert ve daha hızlı…
İktidar tarafında ise süreçler çoğu zaman daha sessiz ve zamana yayılarak ilerliyor.
Bu da şu kanaati güçlendiriyor:
Yolsuzluk meselesi, hukuki bir konudan çok siyasi bir tartışmaya dönüşüyor.
Ki bu aslında siyaseti de ve maalesef hukukun güvenirliğini de töhmet altında bırakabilecek bir algı oluşturabilir.
Ve bırakın masumları gittikçe gerçek suç yargılanmalarında bile acabalar oluşturabilir.
Oysa olması gereken açık:
Yolsuzluk, partisine göre değişmez.
Hukuk, kişiye ya da siyasi kimliğe göre farklı işlemez.
Bugün tartışılan yalnızca soruşturma sayıları değil;
adaletin görünürlüğü, eşitliği ve güvenilirliği.
Ve belki de en kritik soru hâlâ ortada:
Aynı suç isnadı karşısında herkes için aynı yöntem, aynı hız ve aynı şeffaflık uygulanabiliyor mu?
…
Sonuç olarak;
Yolsuzluk iddialarının hangi partiye yöneldiğinden bağımsız olarak aynı hukuki standartlarla ele alınması, süreçlerin açık ve tutarlı yürütülmesi büyük önem taşıyor.
Ayrıca unutulmamalı ki; asıl ve mühim olan vatanımız ve bu ülkenin namuslu vatandaşlarıdır.
Ve hiç kimse, milletten aldığı yetkiyi şahsi menfaatleri ve emelleri doğrultusunda kullanma hakkına da sahip değildir.
…
“Benim ihtiraslarım var, hem de pek büyükleri; fakat bu ihtiraslar, yüksek mevkiler işgal etmek veya büyük paralar elde etmek gibi maddi emellerin tatminiyle ilgili değil.
Ben bu ihtirasların gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da liyakatle yapılmış bir vazifenin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum.
Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu muhafaza etmekten geri kalmayacağım.”Mustafa Kemal Atatürk (12 Ocak 1914)





