Siyasetin odağının 31 Mart yerel seçim sonuçları ile beraber sadece Cumhuriyet Halk Partisinde yoğunlaştığı, yoğunlaştırıldığı hepimizin malumu…
Nedeni ise ortada!
CHP yılların ölü toprağını üzerinden kaldırmayı başarıp “şeytanın bacağını” da kırınca olanlar oldu!
Halbuki ne güzel ana muhalefetti!
“Alan razı satan razıydı” üstelik…
Ama o içindeki fitne fücurlar yok mu?
Önce bir değişim planı yaptılar sinsice!
Yıllardır kaybetse de akıllı uslu, iktidar dahil siyasette kimsenin tavuğuna kış demeyen, mühürsüz oylara dahi:
“Aman iki günlük dünya, kimseyle papaz olmaya gerek yok! Hem sonuçta hala ana muhalefet partisiyiz. İtiraz edenlere hakkımı helal etmem ha!” diyecek kadar kanaatkar, uzlaşmacı olan bir genel başkanın karşısına hiç ama hiç utanmadan aday bile çıkardı bu fitneciler!
Üstüne üstlük çıkardıkları aday, kazanma hadsizliğinde de bulundu!
Kaybeden Başkan Kılıçdaroğlu kırılsa, tebrik dahi etmeye yüreği kaldırmasa da yapacak bir şey yoktu!
Sonuçta yılların siyasetçisiydi ve herhangi bir usulsüzlük veya şaibeye tanık olsa itiraz süresinde zaten itirazını ederdi de;
Ama o ara yoktu!
Kaybetse de yılmayan ve söylemde demokratik bir hak dediği bu değişimi kendine yapılan bir vefasızlık olarak gördüğü için,
Vurdu kapıyı çıktı ve yanında olan bazı ekip arkadaşlarıyla en azından “eski günleri yad ederiz, belki de gereksizleri yok ederiz” diyerek bir iki ofis açtı.
Bu arada yerel seçimlerin de eli kulağındaydı. Ve kaybedecekleri muhtemel yeni yönetimi teselli etmek de yine ona düşecekti.
Büyük ihtimal utanç içinde “Biz ettik sen etme! Kazanmak bizim neyimize. Kırma bizi affet ve gel otur yine muhalefet başkanlık makamına.”diyecekti bu haylazlar…
Lakin böyle olmadı!
Yine kazandılar.
Üstelik bu kez partiyi ülke çapında bir zafere kavuşturmuştu bu ekip…
Ancak yıllardır kazanmaya hasret partisinin bu başarısı da onu yine mutlu etmemişti.
Ve Kemal Kılıçdaroğlu ele güne karşı göstermelik olsa bile bu kez de tebrik etmedi…
Çünkü kazandıran ekip vefasızdı, onu koltuğundan eden iki yüzlülerdi…
İyi de bu durumda kazanmalarını sağlayan milyonlarca halk iradesini de mi onlarla aynı kefeye koyup hain; seçimi de şaibeli olarak yaftalayacaktı acaba?
…
Ve değişimle büyük bir gelişim sağlayan CHP artık ülke genelinde bıkmış, yılmış, alternatif arayan büyük çoğunluğun çatısı altında toplanmaya başladığı,
Ana muhalefetten iktidara emin adımlarla yürüyen bir parti haline geliyordu…
Hal böyle olunca iktidar için en büyük adım da atıldı, cumhurbaşkanı adayı yine örgüt iradesiyle belirlendi ve ilan edildi.
Bu ilan kimilerine göre biraz acele alınmış bir karardı,
Kimilerine göre ise demir tavında dövülmeliydi…
Ama kimse o dövülenin umut, çaba, özlem, irade, zafer olabileceğini düşünememişti…
…
Aday ilanının akabinde aday Ekrem İmamoğlu ile başlayan ve aylardır devam eden operasyonlar, dosyalar, gizli tanıklar, gizli tanıdıklar, kayyumlar, itiraflar sürüp giderken;
Diğer taraftan da Özgür Özel’in büyük liderlik potansiyelini kimsenin tahmin edemeyeceği bir performansla içinden haykırarak çıkarması,
Aylardır milyonları meydanlara toplamayı başarması,
İktidar olma inancını ve mücadeleyi bırakmayışı, bıraktırmayışı,
Bu azmi ve kararlılığı ile CHP’lilerin ve tüm muhaliflerin motivasyonunu diri tutması,
Ve 31 Mart iradesinin çoğalarak yanında olmasını sağlayarak;
Rakiplerinin bile dile getirdiği gibi siyasetin yeni liderlerinden olarak görüldüğünü de söylemek gerekir.
…
BİTMEYEN KIRGINLIK MI KİN Mİ?
Ve ortalık yangın yerine dönmüşken,
CHP topyekün tek yürek olmuşken,
Destek olan geçmiş dönem genel başkanları için ayrılan protokol kısmında kendi adına ayrılan koltuğun hep boş kalışı,
Böyle zor bir dönemde Kılıçdaroğlu’nun akılalmaz bir tutumla kırgınlığının daha da alevlenip kızgınlığa dönüşmesi,
Destek olması gerekirken köstek olmayı yeğlemesi,
Ve hala;
CHP’nin yerel seçim zaferi öncesi,
Kaybettiği kurultayın iptal davasını sükutla izlemesi,
Yinelenen kurultaylarda aday olmayı nedense artık tercih etmezken,
Bir çatlak bulup koltuğa sızma çabası…
Ve tüm bu sürece baktığımızda sayın Kılıçdaroğlu kusura bakmasın ama tavırları masum bir kırgınlığın çok ötesinde!
Bu tavırları da, sözleri de, suskunluğu da;
Partinin demokratik yapısına, örgüt kültürüne, etiğine, kararlarına ve en önemlisi CHP’yi iktidarda görmek isteyen halkın iradesine karşı bir tutum olarak görülmekte…
Lakin eğer il binasında kargaşa yaşatmak pahasına Özgür Çelik’in koltuğu soğumadan o makama oturmak için koşan veya yıllardır sektöründe teklif alamayan bir oyuncunun ezberlenmiş, ezberletilmiş tiratlarıyla hareket ediyor ise,
Veya haber kanallarına düşen kulis haberi gibi “Ne var bunda! 1 buçuk yıl genel başkanlık koltuğunda partiyi toparlayıp giderim!” demiş ise bu durum, yanındaki ekibin verdiği gazdan çok daha kritik bir sözleşme ihtimalini akıllara getirir.
Allah muhafaza!
Kaldı ki toparlayıcı görünmek için öncesinde dağıtması mı gerekiyordu herkesi, her şeyi?
Ve Gürsel Tekin’in uzun yıllar sonra kendine gelen, uyanan, dirilen bir partiye üstelik mensubu olduğu partiye “ölümüz yerde mi kalsın? Partimizi toparlamak için geldik!” demesi kadar abesle iştigal değil miydi yıllarca genel başkanlık yapmış önemli bir şahsiyetin bu sözleri?
Ve kendi döneminde defalarca CHP’nin yaşadığı hüsrana karşın,
Rakiplerine bile böylesi bir kin gütmemişken,
Koltuğu kaybetti diye yol arkadaşlarını düşman görmesi ve bu ilginç psikoloji ile;
Acaba “Düşmanımın düşmanı benim dostumdur” fikrini mi benimsemişti?
…
Peki tüm bu yaşananlar sonucunda kaybeden kim olur?
“Yeter ki o koltuğa oturayım CHP seçmeni birkaç ayda unutur.” diyerek partililerinin hafızasını, iradesini küçümser sözler eden,
Ve bir zamanlar çoğu insanın sevdiği, saygı duyduğu siyasi figürlerin kaybedenlerin başını çekeceğine şüphe yok!
Tabii ki sadece onlar olmayacaktır kaybedenler.
Halkın iradesi sonucu kaybetmeyi kabullenemeyen,
Kazananı sağdan soldan, içten dıştan vuran her kim varsa onlar da kaybedenler kulübünde yer alacaktır.
Zira bu kaosu izlemek zorunda kalan seçmenin bu yumrukları kendi yüzünde hissettiği muhakkak!
Kazanan ise bellidir!
Kimler hangi planlar içinde olursa olsun!
Sandığın asıl sahibi; cumhuriyet değerlerine sıkı sıkıya bağlı,
Yönlendirmeleri değil, gerçekleri görebilen,
Önder kelimesinin anlamını,
önemini bilerek gelişigüzel, olur olmaz kişiler için kullanmaktan;
Ve sıradanlaştırıp kıymetsizleştirmekten imtina eden,
Dini, dili, etnik kökeni, dünya görüşü ne olursa olsun tüm yurttaşların tek ve asıl önderinin Mustafa Kemal Atatürk olduğu bilinciyle,
Atatürk’ün izinden onurla yürüyen gençler…
Ve günün sonunda halkın iradesi olacaktır…





