Dünden beri dünya yine yeni bir “Arap baharı” ile güne uyandı.
Ancak bu sözün mucidinin bu coğrafyadan olmadığı da muhakkak.
Lakin diktatörün zulmünden emperyalistlerin sömürgesi altına geçen bir ülkenin insanlarının baharı yaşaması mümkün mü?
Evet, 54 yıllık bir hanedan 10 gün içinde yıkıldı.
Esad babasının ölümünden sonra İngiltere’de kendi halinde bir göz doktoru olarak yaşarken çarçabuk getirtilip tahta oturtuldu.
Sözde göz doktoruydu ama gerçekleri göremediği gibi sultan olmak gözlerini iyiden iyiye de kararttı.
Taht farklı bir güçtü. O şatafat, servet, itibarı korumak için gözü karartmak otoriteyi zalimce korumak, tebaa’ya korku salmak gerekirdi.
Kendisine muhalifler muhakkak ki terörist olarak yaftalanmalıydı mesela!
Ki meşrulukları hiçbir zaman olmasın.
Demokrasi diye tutturanlara karşı sözde babadan kalan milletin malını kaptırmaması da mühimdi.
Bu uğurda halkın canının da, birbirine girmelerinin de, ülkelerini terketmelerinin de hiç önemi yoktu.
Zira bunlar “teröristti çünkü muhaliflerdi…”
Ama mesele şu ki; sen halkını yok saydıkça puslu havayı kollayanlar; tahtına da, ülkene de, halkına da sahip çıkar!
Ve sen her şeyi kaybettiğin gibi maalesef ki olan halkına da olur.
Sahiplenmenin sevinciyle bir kez daha sahipsizlikle ve el değiştiren başka başka otoritelerin tahakkümü altına girer bu kez de…
….
Suriye’de durum tıpkı sahte baharı yaşayan komşuları gibi tam bir kurtlar sofrasına dönüşmüş durumda.
Ve Esad’ın düşmesinde kahraman gösterilen,
Her ne kadar sonradan saflarını ayırsa da,
El Kaide’ye doğrudan bağlı oluşan ve IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin de kuruluşunda yer aldığı HTŞ örgütünü İsrail ve Amerika’nın desteklemesi de akıllara zarar değil mi?
Yahudi İsrail, radikal bir İslami örgüte ne diye destek verir ki veya İslami cihat diye bağıran bu örgüt neden bu ülkeleri dostu görür ki!
Yani mevzu derin!
Yani mevzuyu iyi düşünmek gerek!
Yani kapımızın önünde yaşanan bu tuzaklara karşı tedbirli olmak gerek!
Yani koltuk, iktidar uğruna demokrasiden vazgeçmemek gerek!
Aksi halde giden sadece iktidar değil bir devletin darma duman olmasına da neden olacaktır.
…
Peki komşu ülkelerde arka arkaya bunlar yaşanırken bizden bir kesim neden bu kadar sevinir ki!
Hadi ülkemizdeki Suriyeli göçmenlerin kutlamalarını bir yere kadar anlarız,
Ki onların da trafiği kapatacak kalabalıklarla, konvoylarla hatta Suriye Konsolosluğu’nu basacak kadar abartılı gösterilere fırsat verilmesi ne kadar doğru anlayamasak da…
Yine de belki vatanlarına gidecekleri tesellisiyle hak verelim!
Tabii buraya gelenlerin çoğunluğunun Halep bölgesinden geldiği düşünüldüğünde ve o bölgede taş taşın üstünde kalmadığı da akıllara geldiğinde yakın bir süreçte olur mu bu dönüş sanırım bunu da zaman gösterecek.
Bu arada ülkenin yeniden inşasını da şu anda Suriye’nin iç bölgelerine ilerlemeye devam eden İsrail üstlenmiş.
Belli ki hasar tespiti yapmak için de yola düşmüş tank tüfekle…
…
Evet Habil’le Kabil’den beri kardeş katline defalarca tanıklık etmiş, etmeye devam eden bir coğrafya.
Ve bitmeyen bir yangın ve yangına habire ateş taşıyanlar kapımızın önünde.
O yangından bir kıvılcımın bile sınırlarımızı aşmamasına dikkat etmemiz, mevcut durum düşünüldüğünde her zamankinden çok daha önemli.
Üstelik harlayanların tetikte olduğu iyiden iyiye görünürken.
Ve Ortadoğu’da kartlar yeniden düzenleniyor dese de birileri belli ki yancılıkta zayıf kalmışlar!
Zira herkesin eli belli ve zaten belliydi de…
Ve oyunda sona yaklaşırken bir papaz daha kaçtı.
Kutsal topraklar ise kazananların arasında paylaşılmaya başlandı bile…
Bizleri ilgilendiren tarafı ise; bu sonuçla oyun biter mi yoksa bir iki el daha devam eder mi?
Ve bizi bu oyunda nerede konumlandırmak isteyecekler?
Bizim tavrımız ne olacak!






Keser döner sap döner bir gün hesap döner
Mülteci olan halk geri döner mülteci eden Mülteci gibi göçer.
Elinize emeğinize sağlık güzel bir anlatı olmuş.
Her satırına,her harfine katılıyorum.
Türkiye için hayra alâmet bir durum değil.
Tek umudum üçüncü dünya savaşına katılmamak.