Ülkenin halini anlatmaya gerek var mı bilemiyorum.
Lakin tek bir cümleyle özetlersek: ekonomi, sağlık, adalet, eğitim gibi dinamikler başı eğik mahsun halde beklerken diğer tarafta durumu tedirgin ve şaşkınlıkla izleyen vatandaşların dramı ile göz göze gelmemek için çabalamaktalar…
Her gün bir çete ismi daha lügatımıza ekleniyor. Her gün bu çetelerin aldığı canlarımızın, mallarımızın gidişini izliyoruz cümleten!
Cezalarını mı çekerler apolet mi takılır diye emin bile olamıyoruz!
Öyle bir güvensizlik kaosundayız ki, yetkili birimlerin her söylediğine kuşkuyla bakar olduk.
Haksız mıyız?
Suçlular gözlerimizin içine bakarak göbek atıyor ise,
Hatta İtibarları artıyor ise,
Servetlerine servet katıyorlar ise,
Bizler ise günden güne dibe batıyor isek,
Bir maaşla kiramızı dahi ödeyemiyor isek,
Dürüstlüğün beş para etmediğini görmenin hüznünü yaşıyor isek,
Çocuklarımızın geleceğinden geçtik, eve sağ salim geleceklerinden emin olamıyor isek,
Ve tüm yaşananlara git gide alışıyor isek,
Tabii ki haksızız!
…
Evlerimizdeki dış kapı ne işe yarar?
Güvenliğimiz için değil mi?
Ya sınır kapılarımız!
Ortadoğu da yaşanan olaylardan en çok etkilenen ülkelerden değil ülke olduk maalesef…
Önce insaniyet namına buyursunlar dedik.
Avrupa’dan gelecek yardımı çoğumuz kaale bile almadık.
Zira Tanrı misafiriydiler.
Ancak durum öyle bir hal aldı ki, her duyan ardına kadar açık kapıdan içeri girer oldu.
Ülkede zaten sekteye uğramış ekonomi ve güvenlik milyonların gelişiyle vatandaşı aşsız, işsiz,ekmeksiz ve tedirgin bıraktı.
Ve bu tanrı misafirleri evlerine çağırıldıkları halde “çok sevdik buraları, hem ne güzel gül gibi yaşıyoruz milyonlarca bizimkilerle” deyip gitmeyi reddettiler ve şaşırmadık da zaten!
Neyse bizi dikkate alan da yok diyerek, kendimizce ağır aksak yürümeye çalışıyorken,
O da ne! Almanya “ bizde ki suça bulaşmış göçmenleri sınır dışı edeceğiz” dedi.
“E etsin bize ne” demeye kalmadan,
Ve adamlar haklı diye düşünürken tüm dünya,
Biz yine nedensiz vicdanımıza yenik düştük!
Mevlâna’dan hallice “ne olursan ol, yine gel” erdemiyle;
“Bizim sınırlarımız hepsine açık, hatta Lübnan’da ki mazlumlara da”diyerek, davet gönderildi hepimizin adına!
Muhtemelen yarın İran’ın mazlumlarına da muhakkak ki açarız kollarımızı. Hatta Ortadoğu coğrafyasının tüm mazlumlarına…
Yeminle Mevlana yaşasaydı; “Yok artık! o kadar da değil” derdi şüphesiz.
İyi de mevcut durumda bizim mazlumlarımız ne olacak!
Yani biz yani hepimiz…
Nasıl bir kimsesizlik içindeyiz,
Nasıl bir çaresizliktir yaşadıklarımız…
Hani para için minicik bebekleri öldürenlere, garibanın malına çökenlere kızıyoruz ya!
Üç kuruş mu mevzu yoksa derin vicdan mı anlamasakta,bizdekiler az gelmiş gibi bunca hırsızı, arsızı, suça bulaşmışı içimize sokup ülkenin kalan şuncacık kültürünü, değerlerini, aşını hiç etmekte neyin nesi! de diyemiyoruz.
Peki bunları söylemek sözü kar etmeyen bizlere mi?
Yoksa ortalık yangın yeri iken elindeki onca suyu kökü olmayan zeytin dalına harcayan muhalefet temsilcilerine mi düşer?
Dediğim gibi bizler nasıl bir çaresizlik nasıl bir mazlumluğun pençesine düştük anlamak mümkün değil!
Ne elimizi tutan,
Ne çığlığımızı duyan,
Ne bizi gören var!
Nasıl bir körler ülkesine döndük böyle!
Anlayan var mı sahiden…





