Devlet okullarında tasarruf adı altında çocuklara mağduriyet yaşatılmamalı!
Sosyal devlet anlayışının bir gereği olarak devlet halkının refahını tüm imkanlarıyla sağlamakla mükelleftir.
Önceliği ise geleceğimizin teminatı çocuk ve gençlerimizi ayırt etmeden,
Kimsenin tahakkümü altına girmek zorunda bırakmadan,
En iyi eğitimi gelişmiş ülkeler seviyesinde almalarını sağlamak için en cömert bütçeyi sunmalıdır.
Eğitimden,bilimden tasarruf olmaz!
Anayasanın 42. maddesinde bu durum “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır” şeklinde açıkça belirtilmiştir.
…
Özel okulların hızla arttığı günümüzde devlet okulları; eğitim, fiziki şartlar ve güvenlik açısından gittikçe zayıflamaya başladı.
Ne oluyoruz!
Koskoca devletimizin okulları nasıl bu duruma geldi? Diğer tarafta ticari işletme olarak çalışan özel okullar fahiş rakamlarla bu kadar çok öğrenci çekmeye nasıl hala devam edebiliyor?
Aslında bu konuyu derinlemesine konuşsak bir kitap yazmamız gerekir. Bu köşeye sığmayacağından bir özetle anlatmaya çalışacağım.
Milli Eğitim’in başına yıllarca mevzudan bihaber insanları getirmekle başladı her şey.
Sonrasında defalarca değişen eğitim modeli ve müfredatla çocuklar, düşünmek yerine ezberleyecekleri bir sınav kaosunun içine sokuldu.
Diğer taraftan 80 binlerde öğretmen açığı olan bu süreçte 15-20 bin arasında atama gerçekleşirken, geriye kalan ve 50-60 binlere dayanan öğretmen açığını kapatmak için atanamayan öğretmenler asgari ücretin altında maaşlarla çalışmaya maruz bırakıldı.
Bunca Eğitim Fakültesi mezunu varken üstelik bunca öğretmen açığı da varken; KPSS’ymiş, mülakatmış, kuraymış ne diye bunca engel koyulur anlamak mümkün değil!
Üstelik öğretmenliğe yeterli bulmuyorsanız ücretli adı altında üç kuruşa öğretmenlik yaptırırken nasıl yeterli bulunur?
Ne diyelim! Bu sayede eğitimin ve öğretmenlerin üzerinden epey bir tasarruf edilmiş gibi görünüyor…
Atanamayan öğretmenlerin bir diğer kısmı ise çaresizce özel okulların kapısını çalıyor ve bir darbe de oralardan yiyor. Zira bu öğretmenlere özel okullar da ancak asgari ücreti reva görürken bazıları o bile fazla deyip el altından verdiği maaşın bir kısmını kendilerince “ katkı payı” diye geri alıyor.
Ve nedenini soran olursa da “devlet sana öğretmen vasfını vermezken biz sana öğretmen kimliği verdik” diyerek öğretmen olmak adına yıllarca harcanan emeği ezip geçiyorlar.
Devlet okullarında öğretmen açığı arşa çıkarken; atamadığı öğretmenler sayesinde özel okullarda alabildiğine düşük maaşlarla öğretmen fazlalığının yaşanması!
İlginç değil mi sizce de?
Hani neredeyse “özel okul patronlarıyla bir anlaşma mı var acaba” diye sorasımız var!
Meselenin eğitimci ayağı bu şekilde devam ederken,
Bu “çok özel” okullarda öğretmenden kesilen bütçenin ise okulların fiziki şartlarına aktarıldığı iddia edilmekte…
Hal böyle iken bazı okullarda yıllığı bir milyon liraya yaklaşan eğitim ücretinin çoğu kâr olarak kasada kalırken, gerek fiziki şartları ve tertemiz yemekhaneleri gerekse “makul ücret” karşılığı çalıştırdığı öğretmenlerin sağladığı ek ders imkanları ve tabii ki en önemlisi, güvenliğin sağlam olması velileri de bu okullara yönlendiriyor.
Çünkü devlet okullarında maalesef artık boya badanadan geçtik, çocuklarımızın güvenliği için bile personel almak müsriflik görülüyor.
Hatta temizlik personeli almak bile…
Okullar kir pas içinde!
Kimi okullarda veliler bu işe el atıp temizlemeye çalışırken, kimilerinde ise okul idaresi ve veliler aralarında para toplayıp üstesinden gelmeye çalışıyor.
Nihayetinde okulların açılışının üzerinden bunca zaman geçtikten sonra tepkilere karşı Milli Eğitim Bakanlığı’ndan, temizlik işlerini ihaleye çıkaracaklarına dair yanıt dün itibariyle geldi.
Lakin bazı medya yayın organlarında iddia edildiği gibi;
Bakanlığın açıkladığı temizlik ihalesi ve 30 bin personelin Avrupa Birliğinin çoğunluğu Suriyeli göçmen öğrencilerin bulunduğu okullar için verdiği ödenek karşılığında ve sadece onlar için ise;
Vah ki vah!
Eleştirimiz, ötekileştirme veya o çocuklar pislik içinde yaşasın diye değil!
Ama Avrupa Birliğinin göçmen çocukların sağlığını düşündüğü kadar devlet okulunda okuyan bizim çocuklarımız da önemsenmeyi hak etmiyor mu?
Biz yine de bunların iddia olduğunu düşünmek istiyor ve çocuklarımız zarar görmeden tez zamanda okullarımızın steril, sağlıklı bir hale getirileceğini ümitle ediyoruz.
…
EĞİTİMDEN TASARRUF OLMAZ!
Mevcut yöneticiler öncelikli olarak devlet bünyesi altındaki eğitim kurumlarına önem vermeli, devlet okullarının ekonomik zorunluluklardan dolayı gidilen kurumlara dönüşmesine karşı önlem almalıdır.
Yakın geçmişte yaşadığımız kötü tecrübeler unutulmamalı.
Daha uygun şartlarda, daha kaliteli eğitim vaatleri adı altında bu mağduriyetleri fırsata çevirebilecek kötü niyetli oluşumlara karşı çocuklarımızı ve geleceğimizi korumak zorundayız.
Ve onca tasarruf edilmesi gereken gereksiz lüks ve şatafat varken; eğitimden , devlet okullarının itibarından tasarruf etmenin bir ülkeye ağır maliyetleri olacağı da akıllardan çıkarılmamalı…
* En mühim ve feyizli vazifelerimiz millî eğitim işleridir. Millî eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu ancak bu suretle olur.” Mustafa Kemal Atatürk (1922)






Ülkenin geleceğine tasarruf yapılmaz. Yazık çok yazık.