BU BİR NESİL KAYBI DEĞİL, GELECEĞİMİZİN ALARMIDIR!

Dün Kahramanmaraş’ta bir ortaokul öğrencisi…
Elinde birden fazla silahla okulu bastı.
Ölüler, yaralılar… Dağılan hayatlar…

Önceki gün Şanlıurfa’da benzer bir dehşet…

Daha birkaç hafta önce bir öğretmen sınıfında öğrencileri tarafından hırpalandı,
Bir başka gün, öğrenciler öğretmenine saldırdı.
Ve sosyal medyada her gün yeni bir akran zorbalığı görüntüsü,

Şiddet, artık istisna değil; sıradan bir akışın parçası oluyor gün geçtikçe…

Peki tüm bunlara hâlâ “münferit” diyebilecek miyiz?

Hayır.
Artık değil.

Çünkü gelen bilgiler, haberler bu tablonun sadece buz dağının görünen kısmı olduğunu gösteriyor.

Bir veli anlatıyor:
Devlet okulunda en temel ihtiyaçlar bile velilerin omzuna yüklenmiş durumda.
Sabun, deterjan gibi en basit temizlik malzemeleri dahi çoğu zaman velilerden toplanan paralarla karşılanıyor.Güvenlik personeli nasıl talep edelim ki…

Ve bir öğretmen anlatıyor:
Birkaç yıl önce “tasarruf” gerekçesiyle okullardaki güvenlik personeli ve yardımcı personel uygulamaları kaldırıldı.
Ardından okul polisi uygulaması da son buldu.
Oysa her okulla ilgilenen bir okul polisi vardı.
Ayrıca denetim için okul civarlarında aktif olan asayiş birimleri bulunuyordu.

Ama bütçe malum ve maalesef ki!

Ve hal böyleyken,bugün gelinen noktada özellikle devlet okullarının, hem fiziki hem de güvenlik anlamında ciddi boşluk ve eksiklerle karşı karşıya kaldığı ortada…

Ve bu boşluk, sadece bina eksikliği değil,
Otorite eksikliği de:

Çocuk artık denetlendiğini hissetmiyor.
Sınırları olduğunu bilmiyor.
Bir yaptırımın varlığına inanmıyor.

İşte tehlike tam burada başlıyor.

Bu noktada önemli bir uyarı da Türkiye Psikiyatri Derneği’nden geliyor:

Okulların güvenli, kapsayıcı ve destekleyici alanlar olarak güçlendirilmesi; psikososyal hizmetlerin yaygınlaştırılması ve önleyici politikaların kararlılıkla uygulanması hayati önemdedir.

Aynı şekilde, bu tür olayların aktarımında kullanılan dilin de sorumluluk taşıdığına dikkat çekiliyor.
Sansasyonel, özendirici ya da ayrıntılarıyla şiddeti yeniden üreten anlatımların, toplumsal iyiliğe zarar verdiği açıkça ifade ediliyor.

Yani mesele sadece olayların kendisi değil…
O olayların nasıl anlatıldığı da bir parçası.

Bu yaşananlar tekil olaylar değil; birbirine eklemlenen bir çözülmenin dışa vurumu.
Bir neslin sadece akademik olarak değil, zihinsel ve ahlaki olarak da savrulduğunun göstergesi.

Ama meseleyi doğru yerden okumak zorundayız.

Bu pek tabii ki sadece bir “eğitim sistemi” meselesi,
Sadece “okul güvenliği” sorunu da değil.

Bu; aileden başlayan, ekranla büyüyen, denetimsizlikle derinleşen bir boşluğun da sonucu.

Çocuk artık ilk terbiyesini aileden değil, algoritmadan alıyor.
İlk rol modelini öğretmeninden değil, dizilerden seçiyor.
İlk otoriteyi annesinde,babasında değil, korku üreten figürlerde görüyor.

Ve orada ne var?

Şiddet var.
Güç gösterisi var.
Mafya estetiği var.
Cezasızlık algısı var.

Bugün gençlerin bir kısmı için “güçlü olmak”, üretmekle değil; korkutmakla eş anlamlı hale gelmiş durumda.

Bu noktada mevzu yalnız bireysel değil, yapısaldır da…

Tüm bunların yanında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RÜTÜK)’ü de bu tablonun dışında tutamayız.

Ekranlarda neyin dolaşıma girdiğini denetlemekle yükümlü olan bir kurumun, şiddetin estetize edilmesine karşı daha net bir tavır koyması gerekmez mi?

Tütün içeren sahnelere müdahale eden bir sistemin, silahın cazibesine sessiz kalması ilginç değil midir?

Yine gündüz kuşağı programları…
Reyting uğruna, çoğu zaman toplumun en kırılgan kesimlerini ekran önüne taşıyan; mahremiyeti hiçe sayan, aile içi krizleri teşhir eden, şiddeti ve çarpıklığı normalleştiren içerikler…

Bu yayınlar sadece bir “program” değil!
Toplumun değer algısını aşındıran, kültürel eşiği aşağı çeken, normal ile anormal arasındaki çizgiyi silikleştiren bir etki üretmekte…

Ve bu etki, özellikle yön bulma aşamasındaki genç zihinler için son derece yıkıcı olması da yine tesadüf değildir.

..

Ama bu organize bozulma, çürüme, ihmaller zincirinde yalnızca ekranları da suçlayamayız!

Aile zayıfladı.
Denetim gevşedi.
Dijital dünya kontrolsüz büyüdü.
Okullar, desteklenmek yerine yalnız bırakıldı.

Ve en tehlikelisi:

Bugün bir çocuk toplumda:
“Haklı olan değil, güçlü olan kazanır” algısını görüyor, duyuyor ise;
Ve çocukların söylenilenden çok, gördüğünü daha kolay kanıksadığı, öğrendiği düşünüldüğünde,
Yaşanılan sürecin de malumun ilanı olduğu muhakkak!

Bugün geldiğimiz noktada artık şunu açıkça konuşmak zorundayız:

Bu tek başına bir güvenlik sorunu değildir!
Bu bir kültür sorunudur,
Bu önceliklerimizi öteleme sorunudur,
Bu bir yön sorunudur,
Bu bir anlam krizidir.

Peki ne yapılmalı?

Öncelikle, okullar yeniden güvenli alanlar haline getirilmelidir.
Güvenlik personeli, yardımcı personel ve okul polisi uygulamaları yeniden değerlendirilmelidir.
Ki, keşke bunlara gerek duyulacak bir hale, duruma gelmemiş olsaydık…

Yine devlet okulları, en temel ihtiyaçlarını veliye yükleyen bir yapıdan çıkarılmalıdır.
Eğitim ortamı, fiziki ve psikolojik olarak güçlendirilmelidir.
Kaldı ki eğitim hakkı ve eğitim hakkını en kapsamlı haliyle vatandaşa vermek sosyal devlet olmanın gereklerinden değil midir zaten!

Ayrıca eğitim politikaları sadece sınav başarısına göre değil; karakter, empati, sorumluluk ve vicdan ekseninde yeniden ele alınmalıdır.

..,

Ve ailelere yönelik ciddi bir bilinçlendirme süreci başlatılmalıdır.
Çocukla geçirilen zaman, ekran süresinden daha değerli hale getirilmelidir.
Gerekirse yerel yönetimlerle müşterek kapsamlı kampanyalar başlatılmalıdır.

Zira geleceğimizin mimarları olacak çocuklarımız, onca paralar dökülerek yapılan seçim kampanyalarından daha önemsiz değildir!

Ve en kritik nokta:
Yönetim ve yetkin yöneticiler, vatandaşın zihninde “güven veren en mühim otorite” olduğunu daha güçlü,daha cömert, daha özverili,daha olumlu, daha yapıcı hissettirmelidir.

Çünkü bazı boşluklar,eksikler başka yapıları güçlendirir.

Bugün yaşadıklarımız ise maalesef ki bu ihtimali daha net şekilde gün yüzüne çıkarmıştır…

Son söz:

Bir toplum, geleceğini kaybetmek istemiyorsa çocuklarını korumak zorundadır.
Sadece fiziksel olarak değil; zihinsel ve ahlaki olarak da.

Çünkü mesele sadece bugünün güvenliği değil, yarının varlığıdır da…

Ve artık şu gerçeği görmezden gelemeyiz:

Bu bir nesil kaybı değil…
Ciddiye alınmazsa, bir nesil kırılması,
Ve geleceğimizin büyük risk altında olduğunun yüksek sesle alarm vermesidir…

..

Ve 23 Nisan.
Çocuklara armağan edilen bir bayram…

Ama bugün tabloya bakınca insanın içi rahat etmiyor.
Kutlama mı yapıyoruz, yoksa kaygımızı mı gizliyoruz, belli değil.

Yine de…
Bu ülkenin bütün çocuklarının 23 Nisan’ını şimdiden kutluyorum.

Dileğim o ki;
Bir gün gerçekten çocukların güvende olduğu,
Okulların korku değil umut taşıdığı,
Bayramların sadece takvimde değil, hayatın içinde yaşandığı bir dünyada kutlayabilelim…

Şimdilik biraz buruk…
Ama yine de umutla:

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız şimdiden kutlu olsun.

“Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar” Mustafa Kemal Atatürk…

  • Related Posts

    Bursa ‘da anket sonuçları: Anahtar Parti’den dikkat çeken yükseliş

    Bursa’da yapılan son kamuoyu araştırması, siyasi dengelerde dikkat çekici bir tabloyu ortaya koydu. ENA Araştırma’nın Bursa/Merkez’de gerçekleştirdiği ankette, il başkanlarının performansı üzerinden şekillenen sıralama hem beklenen hem de sürpriz sonuçlar…

    Read more

    İnegöl Belediyesi Kariyer Ve İstihdam Merkezi 20 Kişiye İş Kapısı Aralıyor

    İş arayanları ve işverenleri buluşturan İnegöl Belediyesi Kariyer ve İstihdam Merkezi, Gabba Mobilya firmasının çeşitli alanlarda çalışacak toplam 20 personel alımı yapacağını duyurdu. İnegöl Belediyesi’nin iş arayan vatandaşlar ve işverenleri…

    Read more

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Gözden kaçmasın

    Bursa ‘da anket sonuçları: Anahtar Parti’den dikkat çeken yükseliş

    Bursa ‘da anket sonuçları: Anahtar Parti’den dikkat çeken yükseliş

    İnegöl Belediyesi Kariyer Ve İstihdam Merkezi 20 Kişiye İş Kapısı Aralıyor

    İnegöl Belediyesi Kariyer Ve İstihdam Merkezi 20 Kişiye İş Kapısı Aralıyor

    Nilüfer’in gıda modeli Bükreş’te anlatıldı

    Nilüfer’in gıda modeli Bükreş’te anlatıldı

    Kültür ve Sanatın Adresi Yıldırım

    Kültür ve Sanatın Adresi Yıldırım

    Gemlik’te Halı Sahalar Yenilendi

    Gemlik’te Halı Sahalar Yenilendi

    Bodrum Rallisi’nde Kübra Denizci Keskin Rüzgarı

    Bodrum Rallisi’nde Kübra Denizci Keskin Rüzgarı