Bir gün önce hiçbir şeyi yoktu.
Hayat olağan akışındaydı.
Ertesi gün ise bilinç kaybı… yoğun bakım… makinelerin sesi… bekleyiş.
Hayat bazen insanı hazırlıksız yakalıyor.
Bir gecede dünyanız daralıyor, zaman başka akıyor. Saatler uzuyor, dakikalar ağırlaşıyor.
Yoğun bakım servisinin kapısının önünde beklerken insanın içinden geçenleri tarif etmek gerçekten zor.
Canınız hem kapının diğer tarafı kadar yakın,
hem de yanında olamayacağınız kadar uzak…
Zor bir süreçti.
Belirsizlik, korku ve dua…
Ama bu süreçte bir şeyi çok güçlü hissettik:
İnsan yalnız değil. Olmamalı da.
Arayan, soran, mesaj atan, kapıda bekleyen, uzaktan dua eden…
Güzel temennilerini esirgemeyen herkese kalpten teşekkür ederim.
Bazen bir “yanınızdayız” cümlesi bile insanın omzundaki yükü nasıl da hafifletiyor.
Normal şartlarda sayfamda özel konular paylaşmak pek adetim değildir.
Ancak bu kez bir dua, bir temenni, belki de bir umut adına yazmak istedim.
Ve bir anda çoğalan yüzlerce güzel yüreğin o güçlü enerjisini unutmak mümkün değil.
Birçoğunu yanıtlamaya takatim olmasa da art arda arayan, bizzat yanımda olan yakınlarıma, dostlarıma, meslektaşlarıma özellikle teşekkür ederim.
Gecenin bir yarısında beni yoklayan kadın meslektaşlarım sadece telefonla değil, sayfalarında yaptıkları paylaşımlarla da yanımızda oldular.
Yine duyar duymaz arayan, süreci yakından takip eden Bursa Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Hasiye Yiğitbay Aydın ile Nilüfer Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Elif Sezgin’in bu süreçte annelik duyarlılığıyla hissettirdiği insani ve manevi destek de çok kıymetliydi.
Elbette yalnızca onlar değil…
Yıllardır işimiz gereği takip ettiğimiz siyasetçiler, bürokratlar, belediye başkanlarımız, meclis üyeleri ve siyasi parti yöneticilerinin de sürekli iletişim halinde olmaları, bu kez onların süreci yakından takip etmeleri ayrıca değerliydi.
Kısacası bu dayanışmayı unutmak mümkün değil.
Aslında bu süreç bana bir gerçeği bir kez daha hatırlattı:
Makamlar geçici,
Unvanlar değişken…
Ama vicdan kalıcı.
Tam da bu yüzden algıların bu kadar açık olduğu bir zamanda yaşadığımız küçük ama “anlamlı” bir detaydan da söz etmeden geçemeyeceğim.
Onca geçmiş olsun temennisinin arasında Osmangazi Belediyesi basın biriminin başındaki isim ise ne yazık ki insaniyet adına beni hayal kırıklığına uğrattı.
Üstelik iyi bir haber almak için saniyelerin yıllar gibi geçtiği bir belirsizlik anında…
Aylar önce yaptığımız ve zaten kısa süreli olan reklam sözleşmesini iptal ettiğini söyleyen, üstelik “basın işlerinden çok anlamadığını” da sıkça dile getiren beyefendiye telefonda verebildiğim tek yanıt şu oldu:
“Keşke önce bir geçmiş olsun deseydiniz.”
Basından anlamadan böyle bir birimin başında olmak ciddi bir eksiklik olabilir.
Ama insanlık, vicdan ve üslup eksikliği…
Hele ki böyle bir durumda…
İşte onu anlamak gerçekten zor.
Oysa yerel yönetimlerde iletişim yalnızca bir koltuğa oturmak değildir.
Dayanışma, nezaket ve insani refleks o görevin asıl omurgasıdır.
Kaldı ki ne belediyelerin ne de benzer kurumların kapısını maddi çıkar uğruna aşındırmışlığım vardır.
Ne de kalemimi çıkar ilişkileri için eğip bükmüşlüğüm.
Ama tüm bunların ötesinde bu süreç bize bir gerçeği tekrar hatırlattı:
Sağlık varsa hayat var.
Bu vesileyle önemli bir konuya da dikkat çekmek isterim.
Oğlumun geçirdiği hastalık Neisseria meningitidis kaynaklı menenjit.
Hastanede bulunduğumuz süreçte hekimlerden son aylarda vakaların arttığına dair sıkça bilgi aldık.
Bu hastalıkta erken müdahale hayati önem taşıyor.
Üstelik bu hastalığa karşı aşı mevcut.
Ancak rutin aşı takviminde yer almaması ve maliyetinin yüksek olması nedeniyle birçok aile bu konuda yeterince bilgi sahibi değil ya da erişemiyor.
Oysa koruyucu sağlık hizmetleri her zaman tedaviden daha kıymetlidir.
Bu nedenle Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere yetkili kurumların bilgilendirme çalışmalarını artırmasının ne kadar önemli olduğunu bir anne olarak çok daha derinden hissediyorum.
Şükür ki bugün daha iyiyiz.
Yorgunuz belki…
Ama umutluyuz.
Hayatın, sevdiklerimizin ve önceliklerimizin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha öğrendik.
Ve bunca arayanı, soranı, sessizce dua edeni görünce şunu çok daha iyi anladım:
Hayatta en büyük zenginlik makam değil, biriktirdiğiniz iyi insanlarmış.
En zor gecede kapınızı çalanlar…
Telefonun ucunda bekleyenler…
Adınızı dualarına katanlar…
İnsan o uykusuz gecelerde kim olduğunu ve kimlerle yürüdüğünü daha iyi anlıyor.
Ve iyi insan biriktirmek…
Hayatımızın en kıymetli yatırımı.
Dualarınız, iyi dilekleriniz ve desteğiniz için minnettarız.
İyi ki varsınız.






Tekrar çok geçmiş olsun şifalar diliyorum.