Perşembe günü Lokantacılar Odası seçimleri için 5 adaydan biri ve tek kadın adayı olan Nevim Suvar’ın düzenlediği basın toplantısındaydık birçok meslektaşımla…
Öncelikle Nevim Hanım’ın bu sektörde yıllara dayanan bir işletmeci geçmişi olduğunu ve sektörün emektarlarından olduğunu belirtelim.
Yine Lokantacılar Odası yönetiminde de uzun süre yer almış bir isim.
Ayrıca 2800 üyeden sadece 800 kadın üyesi olan Lokantacılar Odası’nda kadınların sesi olma mücadelesini vermenin de kolay olmadığı muhakkak!
Suvar, 6 ay önce de Bursa’nın bildik mekanlarından Setbaşı’ndaki Yener Restoranı devralmış.
Baştan sona da konseptini değiştirmiş.
Ve Bursa’nın kalbi sayılan bu lokasyonda insanların buluşup, beraber gidip oturabileceği, sohbet edebileceği kaliteli ve ekonomik bir mekan eksiğini tamamlamak amacı…
Tabii ki bunu da yıllara dayanan tecrübesiyle perçinlemek…
Ve sohbetimiz sırasında anlattıklarıyla, üslubu ve tavırlarıyla da;
Gerek yeni işletmesinde gerek Lokantacılar Odası’na yeni bir yüz ve vizyon kazandıracak gibiydi…
Basın toplantısında kısa ve öz bir açıklama yaptı Nevim Hanım. Önceki yönetimi de eleştirmemeye, yaralamamaya özen gösterdi.
Ama eksikleri tamamlamak, kadının sesi olmak ve lokantacıların dertlerine çözüm bulmak için aday olduğunu da belirtti.
Bu arada Kurtoğlu mahallesinin unutulmaz muhtarı Ahmet Gedik ve İstanbul’da restoran işletmeciliği de yapan ünlü tiyatro sanatçısı ve Nevim hanımın kuzeni olduğunu öğrendiğimiz Ezel Akay da destek olmak için toplantıya katılmıştı.
Böylelikle basın toplantısının daha samimi, sıcak bir sohbet ortamında geçmesine de katkıları olduğunu söylemeliyim.
17 Şubat’ta gerçekleşecek olan Lokantacılar Odası seçim sonucunu tahmin etmek zor olsa da seçim, yıllardır daimi başkanlık görevini sürdüren 82 yaşındaki Arif Tak ve sektörün tanınan ve sevilen insanlarından Nevim Suvar arasında geçecek gibi görünüyor.
Ve koltukları, makamları bırakmak zor olsa da vakti geldiğinde dinlenmek ve enerjisiyle, donanımıyla, heyecanıyla daha çok faydası olacağına inanılan kişileri usulca o koltuklara buyur etmek gerekir…
…
İNANÇLI NESİLDEN TOPLUMSAL ÇÜRÜMEYE!
Son günlerde art arda gelen haberler toplumda gitgide yaşanan ahlaki çürümeyi de gözler önüne seriyor.
Peki söylemlerde ve şekilcilikte kalan inançlı nesil bu muydu?
Ukrayna savaşından kaçıp korumaya alınan çocukların uğradığı tacizler,
TBMM çatısı altında stajyer kız çocuklarının uğradığı taciz skandalı,
Mütedeyyin biri diye bilinen üstelik büyük bir tv kanalının da başındaki ismin sunucularına ve çalışanlarına yönelik burada yazmaya utandığım taciz, tehditleri ve dahası iş, siyaset dünyasına kadar uzanacağı söylenen şantajları,
Ünlü şarkıcıyı öldürme şüphesiyle tutuklanan evladı ve daha birçok içimizin kaldıramadığı haber…
Ancak ne hikmetse bu haberlerin bu kadar yankı yaratması beklemediğimiz haber kanallarında yayınlandıktan sonra ses getirmeye başladı.
Sanki icazet almış gibi!
Sanki ilk kez duymuş gibi!
Halbuki yıllardır yayınlanan diziler, ithal filmler, gündüz kuşağı denen programlar kuşaklarıyla tüm değerlerimizi boğarken, boğmaya da devam ederken, hala azimle bu programlar neden korunur ki!
Aile içi ensest ilişkiler, aldatma, çocuk tacizleri,
babasını, anasını, eşini hatta evladını acımadan öldüren ve daha birçok sapık ruhları her gün evlerimizde izletenler kim?
Bu programlar toplumda çürümeyi, bozulmayı düzeltti mi?
Yoksa daha mı arttırdı!
Toplumda bir türlü yer edinememiş kaç kişiye umut oldu?
Veya yer edinmenin farklı yollarını mı gösterdi?
Kaç kişinin cehaletine bilgi oldu?
Ya da cehalet doktorası mı yaptırdı!
Kaç kişinin yoksulluğuna merhem ve çözüm olabildi?
Ya da kaç kişide yoksulluğunun üstüne bir de onurunu yitirmeyi işledi zihnine!
Ve hırsızlığın, arsızlığın, şiddetin, cinsel yozlaşmanın matematiğini tek tek bir profesör edasıyla ilmek ilmek işlerken;
Bunca yıl televizyona bağımlı bu büyük kitleye daha faydalı, ahlaki,psikolojik, sosyolojik ve keşke gerek kültürel gerek mesleki eğitim anlamında programlar yapılsaydı belki de bugün bunları konuşmuyor olacaktık…
Tabii ki tüm suç bu yayınlarda demek abartı olur fakat büyük katkısı olduğu muhakkak!
Ve bu bağlamda aklıma Suriye’de taş taşın üstünde kalmadığı o günlerde zengin bir Suriyelinin sözleri geldi:
“Televizyonlarda öylesine akıcı pembe diziler peşi sıra yayınlanıyor ve bizler de öylesine dalmıştık ki olan biteni binalar başımıza yıkıldığında, dükkanlarımız yağmalandığında ancak fark edebildik!”
“Ve bugün toplum bozuldu hızlı bir ahlaki çürümeye gidiyoruz” derken bizlerin de cümlemize empoze edilen verilere bakması gerekir.
Daha fazla gecikmeden…





