Her yıl Ekim ayında düzenlenen “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” bu hastalığın taranması ve önlenmesini teşvik etmeyi amaçlamakta…
Zira az değil dünya çapında 2 milyonun üzerinde kadını etkiliyor.
Ve erken tanının hayat kurtardığı bu yüzden de rutin kontrollerin önemine de vurgu yapma amacı taşırken,
Bu hastalığın bilinenin aksine sadece belli bir yaş aralığında görülmediği 16 yaşında veya 80 yaşında bir kadında da rastlanılması nedeniyle her yaş grubunu bilinçlendirmeye de yönelik aslında bu etkinlikler…
…
Tüm dünyada yürütülen farkındalık ve bilinçlendirme etkinlikleri “Pembe Kurdele” teması ile simgeleniyor…
Bu bağlamda geçen hafta Bursa Büyükşehir Belediyesi Ekim ayı Meclis toplantısında tüm katılımcılar Kanser Derneği üyelerinin göğüslerine taktıkları pembe kurdelelerle meclis salonuna girdiler.
Ve bu duyarlılık küçük gibi görünse de önemli bir hatırlatmaydı kadın sağlığı anlamında…
Pazar günü ise CHP Bursa il kadın kolları, Bursa Büyükşehir ve Osmangazi belediyeleri Bursa Kanser Derneği ile daha büyük bir organizasyona ve farkındalığa imza attı.
Şehreküstü meydanından Kent Meydanına kadar gerçekleşen yürüyüş sonrası hazırlanan platformda Bursa Kanser derneği başkanı Aysun Arslan, CHP Bursa il başkanı Nihat Yeşiltaş, kadın kolları başkanı Nigar Bölüker, MYK üyesi Fatma Özgür, Bursa Büyükşehir Belediyesini temsilen Berna Esentürk, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren ve alanında ehil isimlerden doktor Murat Çalıkapan kısa ve günün önemine uygun mesajlar verdiler…
Ve umudun rengi pembeyle donatılan meydanda o gün gerek siyasiler gerek konunun yetkin isimleri,
Çoğu kadın olan katılımcılara meme kanserinin karamsar tarafını değil erken tanı sayesinde tedavi oranı yüksek yani pembe olan yanıyla gülümsemelerini,
Devamında ise müzik dinletileri ve dans gösterileri ile güzel bir gün yaşamalarına vesile oldular.
Programa katılan ama konuşmacı olmayı tercih etmeyen Osmangazi Belediye Başkan yardımcısı Mutlu Esendemir’in ayaküstü sohbetimizde söyledikleri ise oldukça mühimdi.
“Biz mesaj veren değil mesajları alan tarafız!” dedi gülümseyerek ve devamında;
“Osmangazi Belediyesi olarak Erkan Aydın başkanlığında aldığımız kararla 10 Kasım itibarıyla 136 mahallemizin hepsinde tüm kadınlarımıza meme kanseri taraması yapmaya başlayacağız. Çalışmalarımızı imkansızlıkları düşünerek kırsaldan merkeze doğru yapmayı planladık. Taramalar neticesinde tedavi gereken durumlarda da kadınlarımıza destek olacağız. Ayrıca 1 ay sürecek bu projemizin ardından aynı şekilde tüm mahallelerimizdeki çocuklarımız için diş sağlığı tarama ve tedavisi için karar aldığımız projemizle de devam edeceğiz.”
Belediye olarak halk sağlığı açısından gerçekleşecek olan bu projeler gerçekten önemliydi. Hele ki sağlıklı bir toplum için sağlıklı ve güçlü kadınlar diyorsak bu sadece pankartlarda yazılı bir slogan olarak kalmamalı!
Ayrıca kadın girişimci ve üreticiler için her ay Osmangazi’nin farklı lokasyonlarında düzenledikleri pazarlarından da söz etti Esendemir.
Ve hatta “Bugün de Üftade hazretleri türbesi yanındaki meydanda düzenlendi. İsterseniz gelip yakından görün.” deyince seve seve kabul ettim bu teklifi…
Gittiğimde ise gerçekten görülmeye değer bir manzara olduğunu anladım.
Çünkü birçok gülümseyen, gözleri ışıl ışıl parlayan kadın bir aradaydı.
Rengarenk tezgahlar, el emeği göz nuru işlemeler, boncuklar, çantalar, pastalar, mantılar hatta organik kahveler bile vardı.
Tezgahlarının yanında çayları, gelen müşterilerle sıcak diyalogları ve diğer girişimci kadınlarla kurdukları dostluklar ne güzel karelerdi…
Her biri farklı hikayesini heybesine koymuş bu pazarın bir üyesi olmuştu.
Mesela yaptığı örgüleri satan teyze bir gazi annesi olduğunu, sapasağlam askere gönderip engelli olarak dönen oğlunun acısını yıllardır yaşadığını anlatırken,
Bir diğeri emekli olup yuvadan ayrılan çocuklarının ardından yaşadığı yalnızlığı,
Çocuklarının okul masrafları ve kış için gerekli olan kabanını alamadığı için üzülen bir anne,
Veya sosyalleşemeyen, evde iç karartan gündüz programlarına mahkum olmuş ne çok kadına umut olmuştu meğer bu pazar…
Konuştuğum, hikayelerini dinlediğim bu kadınlar belli ki artık daha güçlü hissediyorlardı!
Evde işe yarar bir şey yapamadıklarını, katkı sunamadıklarını, hayatın içinde yer alamadıklarını düşünen o kadınlar;
“Çocuklarımın okul ve kışlık ihtiyaçlarını alabildim,
Ne gerek var diyen kocam evdeki mutluluğumu gördükçe beni artık destekliyor,
Evladımın acısı içimi kavururken mahallemdeki çocuklara bir nebze de olsa faydalı olabilmek bu sayede gülümsetebilmek bana huzur veriyor.
Kazandığımız her kuruşla yoksul üniversite öğrencilerine destek olabilmek harika bir duygu!” diyorlardı…
Ve işte sosyal belediyecilik aslında tam da böyle olmalıydı!
Toplumda gerek ekonomik gerek iyilik anlamında bir düzelme ancak birbirini iten bir güç bir domino taşı etkisiyle;
Yani alamayana balık vermek yerine balık tutmayı öğretmek bu imkanı sağlamakla mümkün olabilirdi.
Ancak meselenin asıl çözüm noktası: Bilinçli muhtaç hale getirilen toplumları küçük lokmalarla beslemekle beslenen bazı yöneticilerin bunu isteyip istememesi,
Veya o topluluğun bu durumdan memnun olup olmadığı sorusunun yanıtında,
Belki de;
Victor Hugo’nun “Siz, yardım edilmiş yoksullar görmek istiyorsunuz; biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk” şeklindeki tespitinde saklıdır…





